e-ISSN: 3023-5979
Yayın Aralığı: Yılda 2 Sayı
Başlangıç: 2023
Yayıncı: Akademik Araştırmalar Derneği

İslam İnanç Düşüncesinde Muhkem ve Müteşâbih Kavramlarının Anlamsal Gelişimi: Karşılaştırmalı Anlambilimsel Bir Çalışma
تطور المعاني الدلالية للمحكم والمتشابه في الفكر العقدي الإسلامي: دراسة دلالية مقارنة

İslam İnanç Düşüncesinde Muhkem ve Müteşâbih Kavramlarının Anlamsal Gelişimi: Karşılaştırmalı Anlambilimsel Bir Çalışma
تطور المعاني الدلالية للمحكم والمتشابه في الفكر العقدي الإسلامي: دراسة دلالية مقارنة

Makale Yan Taraf

Nathir Adas
Gaziantep Üniversitesi Cerablus Meslek Yüksekokulu

Kemel Fettuh
Karabük Üniversitesi

Özet

Muhkem ve müteşâbih kavramları, İslâm ilim ve düşünce tarihinde önemli bir yere sahip olan iki kavramdır. Zira bu kavramlar, İslâm’ın iki temel kaynağı olan Kur’an ve Sünnet’in nasıl ve ne şekilde anlaşılıp yorumlanması gerektiği konusunda farklı yaklaşımların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Nitekim bu konuda çatı denilebilecek üç farklı eğilim ortaya çıkmıştır. Bâtınî fırkalar, gizli bir anlamının bulunduğunu iddia ederek her kelimeyi muhkem ve müteşâbih ayrımı yapmaksızın inançları doğrultusunda te’vil etmişlerdir. Buna karşın Zâhiriyye gibi ekoller, nasların zahiri anlamını mutlak olarak kabul etmişler ve hem dinen hem de aklen zorunlu olan durumlarda dahi te’vile gitmemişlerdir. Ehl-i sünnet ise orta bir yol takip etmiştir. Nitekim Eş’arî ile Mâtürîdî gibi ekoller, mümkün olduğunca nasların zâhirini esas almış, ancak gerektiği durumlarda te’vile gitmişlerdir. Dolayısıyla lafızların anlamını bir yandan daha sıkı, diğer yandan daha esnek bir şekilde yorumlamışlardır.

Lafızların yorumuna ilişkin tartışmalar, sadece teorik bir çerçevede kalmamış, pratikte de önemli sonuçlar doğurmuştur. Özellikle müteşâbih ayetlerin yorumlanması, itikâdî mezheplerin oluşumunda belirleyici bir rol oynamıştır. Örneğin Mutezile, akıl ve mantık çerçevesinde birçok âyeti yorumlamışken Ehl-i Sünnet, nasların zâhirî anlamını korumaya özen göstermiş, sadece zaruret hallerinde yorumlama yoluna gitmiştir. Böylece daha dengeli bir yol izlemiştir. Fırkalar arasında yöntemdeki bu yaklaşım farklılığı, itikadî görüşlere de yansımıştır.

Muhkem ve müteşâbihin te’vili ile ilgili bu tartışmalar, İslâmî ilimlerin anlaşılması ve yorumlanması açısından önemini korumaktadır. İslâm’ın temel inanç esaslarının sabit olduğu ve hiçbir şekilde te’vil edilmeyeceği şüphe götürmez bir hakikattir. Fakat bununla birlikte fer‘î bazı meselelerde te’vil söz konusu olabilir Dolayısıyla daha önce te’vil edilmekten kaçınılan bazı kavramlar, değişen ve gelişen çağımız açısında yeniden yorumlanmak durumunda olabilir. Nitekim bu manada bazı yorumlar da bulunmaktadır. Modern dönemde, bu kavramların yeniden yorumlanarak çağdaş sorunlara uygulanması, İslâm düşüncesinin dinamik yapısını gösterir.

Bu makalede hem dil bilimciler hem de din âlimleri arasında geçmişten günümüze tartışma ve ihtilaf konusu olmuş, hatta ümmetin farklı gruplara ve mezheplere bölünmesine, birbirini tekfir etmesine ve bidatçılıkla suçlamasına yol açmış önemli bir mesele ele alınmıştır. Bu mesele, muhkem ve müteşâbih kavramların varlığı, anlamsal ve itikadî gelişimi meselesidir. Bu kapsamda söz konusu kavramların farklı itikadî ekoller tarafından nasıl ele alındığının üzerinde durulmuştur.

Bazı ekoller, nasların zahiri anlamını kabul ederken teşbih ve tecsime düşmüşlerdir. Bazıları nasların zahiri anlamını esas alırken teşbih ve tecsimden kaçınmışlardır. Diğer bir grup bu nasların gerçek anlamını Allah’ın ilmine havale etmiş, metinleri olduğu gibi kabul etmişlerdir. Bazıları ise bu tür soruları soranları bidatçılıkla suçlamışlardır. Bir başka grup ise Arap dilinin kuralları ve lafızların delalet ettiği anlamlar çerçevesinde bu nasları te’vil etmişlerdir. Bu yorumlar, mecaz, takdim-tehir, hazif, ilave ve takdir gibi dil kurallarına dayanmaktadır.

Sonuçta bazı ekoller, Ehl-i Sünnet metodolojinin orta yolunu benimseyerek söz konusu nasları şer’î ve dilbilimsel kurallara bağlı kalarak yorumlamıştır. Bazıları ise aşırılık nedeniyle Sünni çizginin dışına çıkmış ve bu nasları anlama ve yorumlama konusunda farklı mezhep ve gruplara ayrılmıştır.

Âlimlerin muhkem ve müteşâbihin te’vili konusundaki yaklaşımları, farklı ekoller ve mezheplerin ortaya çıkmasına yol açmıştır. Bu bağlamda Zahiriyye mezhebi, onları takip eden muhaddisler ve Hanbelîlerin sonraki dönem temsilcileri, Mâtürîdîler, Eş’arîler ve daha nice itikadî mezhep veya gruplar teşekkül etmiştir. Ayrıca, Kaderiyye, Mutezile, Cehmiyye, Mürcie ve Bâtıniyye gibi Ehl-i Sünnet dışı gruplar da bu tartışmalardaki yerini almıştır.

Buna göre muhkem ve müteşâbih nasların te’vili meselesi, hadis ilminin en önemli ve en hassas meselelerinden biridir. Bu önemi ise iki sebepten kaynaklanmaktadır. Birincisi müteşâbih, itikadî meseleler ve hadis ilmi açısından en çok ihtilaf edilen konulardan biridir. Nitekim bu konuda çeşitli görüşler ve mezhepler ortaya çıkmıştır. İkincisi Ehl-i Sünnet itikadının doğru metodolojisini, hadisler ve selef âlimlerinin görüşleriyle destekleyerek ortaya konmuştur.

Şu halde araştırmanın temel iki amacının olduğu söylenebilir. Birincisi muhkem ve müteşâbih kavramlarının varlığını ortaya koyak ve böylece itikadi meselelerdeki aslî ve fer'î konuları temellendirmek. İkincisi muhkem ve müteşâbih kavramlarının itikadi anlamını; Arap dilinin doğası ve bu dilin mecaz, hakikat, takdim-tehir, uzak ve yakın anlamları taşıyabilme kapasitesi çerçevesinde açıklamak.

Bir giriş, üç ana bölüm, sonuç ve önerilerden oluşan makale, Ehl-i Sünnet'in müteşâbih kavramının felsefesi ve anlamsal gelişimini, diğer mezhep ve grupların iddialarıyla karşılaştırmalı olarak ele alan bir çalışmadır. Çalışmada tarihsel gelişimi inceleyen analitik ve tümevarımsal bir metodoloji kullanılmıştır. Bu metodoloji, müteşâbih kavramının tarihsel gelişimini analiz ederek, bu konudaki iddiaların doğruluğunu, kesinliğini ve güvenilirliğini değerlendirmeyi amaçlamaktadır.

Araştırmada, muhkem ve müteşâbih kavramlarının anlamsal gelişimi ve bu gelişime katkıda bulunan itikadî ve dilbilimsel ekoller incelenmiştir. Her ekol, kendi döneminin zaman, coğrafya ve inanç yapısına uygun bir şekilde müteşâbihi yorumlamıştır. Sonuç olarak, Hanefîler ve onların yolundan giden müfessirler ile usulcüler, müteşâbihin insan aklının kavrayışının ötesinde olduğunu ve bu tür meselelerin “O'nun benzeri hiçbir şey yoktur, O işitendir, görendir” (eş-Şûrâ, 42:11) ayeti çerçevesinde değerlendirilmesi gerektiğini savunmuşlardır.

Makale Detayları